Bin acı Bir niyet
İnsanın acısı dışarıdan hep birbirine benzer; oysa içeride açılan izin rengi her gönülde başkadır.
İnsanın acısı dışarıdan hep birbirine benzer; oysa içeride açılan izin rengi her gönülde başkadır.
Hayatta her şeyin bir bedeli vardır; ama her bedel bir değeri anlatmaz. Bir bardak su, çölde paha biçilmezdir; şehirde sıradan bir ikram. Affetmek de böyledir: bazen küçük bir nezaket, bazen büyük bir erdem… İnsanın dünyaya kattığı değer, sadece yaptığında değil, onu nasıl tarttığında da saklıdır.
Bir baba ve oğlu ormanda yürürler. Baba, elinde telefonuyla her şeyin kontrol altında olduğuna inanır. Ne de olsa harita orada, konum orada, dünya avu…
Her şey bir duadan başlar. Tebessüm, masada beklemek, selam vermek… Bunların hepsi aslında ailemize ‘Sen değerlisin’ demenin yollarıdır. Çocuklarımız bizden hazır cevaplar değil, hazır kulaklar bekliyor. Bizler kulaklarımızı büyüttükçe, evlerimiz de huzurla büyüyecek.
"Ben" demeyi bırakıp "BİZ" demeye başladığımız noktada aile de toplum da gerçek anlamda birliğe kavuşur.
Kendi hikayemizi okurken, geçmişe bakışımızı değiştirdiğimizde, aynı olaylar başka bir ışık altında yeni anlamlar kazanabilir. Geçmişe bakıp oradan anlamlı çıkarımlar yapabildiğimizde veya daha yapıcı olabilecek olumlu okumalarla o var olan diziyi, o yaşanan olaylar silsilesini değiştirmiş oluyoruz.
Biz olamamanın yalnızlığa mahkûm ettiği günümüzde, toplumun kalbinin nerede attığını sorgulamak değerlerimizi yeniden hatırlatıyor.
“Sevgi ve aidiyet arayışı gençlikte derin izler bırakır. Psikolojik, manevi ve ebeveynlik perspektifinden bu yolculuğun inceliklerine birlikte bakalım.”